Video İzle, Komik videolar, Video Klip, flash oyun, hazır ödevler, slayt, radyo, canlı tv, program , indir > 
(¯`·._.• Türklük - Türk Tarihi Ve Kültürü •._.·´¯)
 > Türkiye > BEŞ DAKİKANIZI AYIRIP OKUYUN
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: BEŞ DAKİKANIZI AYIRIP OKUYUN  (Okunma Sayısı 263 defa)
Mart 23, 2007, 09:22:21 ÖÖ
yanlizadam42
Deneyimli Üye
***

Karizma Gücü: 8
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 135



« : Mart 23, 2007, 09:22:21 ÖÖ »




Açık mektup

--------------------------------------------------------------------------------

Kıbrıs'ın yerlisi olarak biz Kıbrıs Türklerinden Türkiye'ye ve Türkiyeli kardeşlerimize açık mektuptur :

Bugüne dek bizler kendimizi sizden ayrı millet olarak gördük. Mehmetçiğin kanıyla güvenliğimizi, devlet bütçemizin %85'ini sağladığınız halde bizi sömürdüğünüzü düşündük. Türkiye'de aynı işi yapan bir devlet memuruna göre onun üçte ikisi kadar çalışarak iki katı maaş aldık. Bu paralar da Türkiye'den geliyordu. Ama yine de “Türkiye! Seni de paranı da askerini de istemiyoruz.” diye bağıranlarımız vardı. Türkiye bir aylığına parayı kesse acaba ne olacaktı?

Toplumun yarısını oluşturan bizler, öbür yarısını oluşturan Türkiye doğumlu KKTC yurttaşlarına hep ikinci sınıf vatandaş muamelesi yaptık. Kendimizden olanları yaşamın her alanında kayırdık.

Biz Kıbrıslılar Türkiye'nin verdiği paralarla çok uzun vadeli, kefilsiz ve hatta faizsiz ev, araba, işyeri, öğrenim kredileri alırken bu imkanları Türkiyeli kardeşlerimize kullandırmadık. Bizler hep memurluk, avukatlık, polislik, yargıçlık, müdürlük gibi meslekleri yaparken kamu sektörüne aldığımız Türkiyeli kardeşlerimizin oranı %1'de kaldı. Onlar çaycılık, garsonluk, hademelik, çöpçülük gibi işleri yaptı. Terfilerde de Kıbrıslı olarak birbirimizi açıkça kayırdık.

KKTC'nin çıkarlarıyla T.C.'nin çıkarlarını başka yerlerde gördük. Ona göre davrandık. Başımız sıkışınca da anavatan edebiyatı yaptık. Şehit, bayrak, ezan edebiyatı da yaparak sizden yardım istedik. Atatürk'ün “Ne mutlu Türk'üm diyene!” felsefesinden nasibini almamış, suça eğilimli, son derece cahil insanları örnek gösterip “Biz bunlardan üstünüz. İşte Türkiyeliler böyledir. Onlar Türk bizse Kıbrıslıyız.” dedik.

İçimize ve sizle aramıza hançer gibi sokulmuş olan İngiliz dil ve kültür emperyalizminin etkilerini toplumdan silmek için hiçbir çaba göstermedik. İngilizce düşünüp Türkçe konuşanlar olmayı yeğledik. Türkiye'nin gönderdiği paralarla aldıklarımız hep İngiliz ve Avrupa malları oldu. İthalatımız patladı. Tam bir tüketim ekonomisi yarattık. Üretmeyi aklımızdan bile geçirmedik. Çünkü nasıl olsa her istediğimizde bize para veren Türkiye vardı. Türkiye'nin verdiği paralar da hep İngiliz'e gitti. Zengin olanlarımız hep İngiltere'yle bağlantılıydı. Türkiye'ye yerleşmek, tatile gitmek, ev almak vs… isteyen hiç yoktu. Çünkü Türkiye'ye burun kıvırıyorduk.

Kıbrıslı olarak bizler, içlerinde yetersizleri de olan bütün çocuklarımızı parayla diploma sahibi yaptık. Herkes üniversite mezunu olunca da bu çocuklar meslek beğenmez bu nedenle de KKTC'de iş bulamaz oldu. Ortaya çıkan işçi açığınıysa Türkiye'den gelenler kapadı. Bundan da şikayetçi olduk. Çocuklarımız ellerindeki diplomalarla Türkiye'de de iş bulabilecekken bunu denemeyi bile akıllarından geçirmedi. Kendilerini daha yakın hissetmeye başladıkları Rum ve İngilizlerden medet umdu. Savaşı ve Rum katliamlarını yaşayanlarımız o günlerin acılarını ve bugüne dek yalnız ve yalnız Türkiye'nin bize yardım elini uzattığı gerçeğini çocuklarına yeterince öğretmedi.

İngiliz sömürgesi olduğumuz dönemde Lozan Antlaşması'yla İngiliz'in üzerimizdeki hakları kabul edildiğinden Atatürk'ü de pek sevmedik. Bizi de almalıydı, kurtarmalıydı dedik. Oysa o dönemki askeri güçle yapılabileceğin en iyisi yapılmıştı. Bunu görmek istemedik. Büyük Ata'nın ölümünden sonra Anavatan'a bağlanan Hatay örneği bize gösterildikçe de burun kıvırdık. Öyle ya biz ayrı bir millet ve devlet idik. Bütün çocukları üniversite mezunu olan bizlerin Türkiye gibi geri bir yerle birleşmesi bize yakışmazdı. Bir yandan böyle düşünürken bir yandan da Türkiye bizi korusun, bize para versin diye de aradaki köprüleri de tam atmıyorduk. Anlayacağınız içeride biz bizeyken başkaydık, Türkiye'ye karşı başka. Tarihsel nedenlerden dolayı Türkiye'yle birleşmesi gerçekleşmemiş Musul, Kerkük ve Telafer'deki Türklerin günümüzde yaşadıkları da bize en acı bir ders olmadı. Bizim vatan haini kavramımız da sizdekinden farklıydı. Çünkü biz hani ayrı bir vatandık, sizden üstün bir millettik ya yavru vatan sözü de geçerli değildi bizim için. Ama yavru vatan sözünü sizin kullanmanızda da bir sakınca görmedik. Bize karşı soğumamış oluyordunuz işte fena mı? Oysa Kıbrıs bizim için ülke değil vatandı. Dolayısıyla kendi çıkarlarımız farklı sizinkiler farklıydı. KKTC ile Türkiye'nin çıkarlarını bir görenler de bizi size yakınlaştırmaya ya da sizle birleştirmeye çalışanlar da “vatan haini”ydi bizim için. Türkiye bizi kendi illerinden herhangi birindeki Türklerden farklı görmüyordu oysa.

Elbetteki Rum saldırılarına yıllarca silahla direndik. Ancak Türkiye olmasaydı yok olacağımızı da bilirdik. Bilirdik bilmesine ama tuttuk Mücahit - Mehmetçik diye tanımlamalara gittik. Ordu neferlerine, bizi örgütleyip eğitmeye gelmiş subaylara yarı alaycı biçimde “Kara sakal” dedik. Kıbrıs'ın yerlisi askerimize bugün bile Mücahit derken Türkiye doğumlu KKTC yurttaşlarının asker çocuğuna Mehmet diyerek ordu içinde bile bu ayrımı sürdürdük, sürdürüyoruz. Müslüman'ız dedik, dilimizde kaldı. Misyonerler cirit atarken bunlara “demokratik hoşgörü” gösterdik. Öylelerimiz çıktı ki yüce Atatürk'ün laiklik anlayışını dinsizlik sanıp davrandılar. Kocasının mezarına bira dökenler mi toprağa sigara batırıp ölmüşüne sigara içermeye kalkanlar mı? Daha neler neler olmadı ki? Ezan seslerinden rahatsız olup yasaklanması için mahkemeye gidenler de oldu içimizde. Ama biz yeri geldi Anavatan'a döndük, ezanlar susmasın edebiyatı yaptık. Şehitlerse kaç kişinin umurundaydı?

Sağ parti dedik, sol parti dedik. Ona da oy verdik buna da. Aralarında kuşkusuz kimi farklar olmakla birlikte iş Türkiye'nin gönderdiği paraları üleşmeye gelince kurduğumuz düzenek tıkır tıkır işledi. Kanlı tarihten ders almadık. Dili farklı, milliyeti farklı, dini farklı, kültürü farklı, gelenekleri farklı, yaşayışı farklı Rumlarla birleşmek için can atarken kendi soyumuzdan olan sizleri küçük gördük. Değil birleşmek tuttuk bir de “İç işlerimize karışmayın.” dedik. “Biz bağımsız ve egemen bir devletiz.” Ancak bir yandan da siz bize sürekli para verecek, ordunuzla da bizi koruyacaktınız. Canım zaten buna mecburdunuz, eliniz mahkumdu. Kendi stratejik kaygılarınız da bunu gerektirmiyor muydu zaten? Madem öyle siz de bizim dediklerimizi yapmaya mecburdunuz.

Gittik Rum pasaportları aldık. Zaten çoğumuzda İngiliz pasaportları da vardı. Niye mi yaptık? Yurtdışına çıkışlarda Türk(iye) pasaportumuz olunca bekletiliyorduk, işlerimiz yavaş yürüyordu. Bekletilmemeyi Türk pasaportu taşımak onuruna tercih ettik. 74 harekatında sizler “Bir Gece Ansızın Gelebilirim.” şarkısını çalarken içimizden Rumlaşan bazıları Rumlarla kol kolaydı. Bu moral verici şarkı yayınına karşı Rumlara “Bekledim de Gelmedin.” şarkısını çalmaları aklını verenler de onlardı. Hele de bazılarımız Rum'la birlikte bize ve size karşı savaştı. Çok bayrak altında yaşadık. İçimizden bazıları “Ha o bayrak ha bu. Ben cebime bakarım.” dedi öyle de davrandı.

Gençlerimizin çoğu içki, kumar, uyuşturucu ve seks batağına saplandı. Biz anne babalarsa “demokratik” olmaya devam ediyorduk. Zaten İngilizvari yasalarımız gereği de istesek de çocuğumuza pek söz geçiremiyorduk. Siz bizi bir görürken bizim için siz ayrı gayrı olduğunuzdan ülkemize gelenlere Ankaralı, İzmirli, Eskişehirli vs… demek varken siz Türkiyeliydiniz bizse Lefkoşalı, Girneli, Magosalı değil Kıbrıslı. Bazılarımız Rum'la birleşmek isterken bazılarımız da buna karşıydı. Rum ve Yunan'a karşı direncimiz vardı. Ama bizler bile, mesele İngiliz'e ve toplumun belkemiği kıran emperyal izlerine geldiğinde İngilizleşiverip bunları doğal kabul ediyorduk. Tek tük yanlış görenlerimiz çıksa da onlar da en azından kendi üzerlerindeki etkileri silmek için hiç de uğraşmıyordu. İçimiz dışımız İngilizce olmuş, beynimizin bazı hücreleri sömürgeleşmişti. İngilizce düşünür, İngiliz gibi yaşayıp davranır ara sıra da Türk olduğumuzu anımsardık. Lefkoşa'nın duvarlarına “İşgalci T.C. defol!” yazıları yazıldığında da biz yine “demokratik” davranıyorduk. Öyle ya bizde Türkiye'de olmadığı kadar çok “demokrasi” vardı. Bu yazıları yasaklayamaz, yazanları da cezalandıramazdık. Oysa bu yazıların yazılmasına yol açan kültürel bataklığı kurutmak hiç aklımıza gelmedi. KKTC'nin geleceği için beş seçeneğimiz vardı :


1) Rum'la birleşerek Türklerin azınlık konumuna düştüğü bir yapı.
2) (Türkiye'den de) Tam bağımsız bir KKTC.
3) Türkiye'ye tam bağımlı, toplumsal sınıf ayrımlı KKTC. (Statüko = Süren durum)
4) Türkiye'ye tam bağımlı ve her alanda bütünleşmeye girmiş bir KKTC.
5) Türkiye'ye bağlanmış bir KKTC.


3 ve 4. seçenekler ara çözümlerdi; denenmiş, iflas etmişlerdi. Türkiye'den tam bağımsız yaşayamayacağımız da apaçık ortadaydı. Geriye kalansa eni sonu ya Rum ya Türk idi. Biz bunu bile göremedik. Görenlerimiz olduysa bile sallanan “AB havucu” bizi Rum'a çekti. İlk sevgili ya ! Vazgeçmesi kimilerine zor geldi. Kimileri de “Bu dünya şartlarında Türkiye'yle birleşmek imkansızdır.” diyordu. Oysa şunu söylemezlerdi : “Atatürk, 1919'da “Kurtuluş hayaldir.” demiş olsaydı ortada Türkiye de KKTC de olmayacaktı !”

Bizi mahveden, toplumun bel kemiğini kıran, sizi bizden koparan en temel iki konu vardır kardeşlerimiz : Biri hem Rumlarla aramızdaki tek bağ olan hem de sizinle kaynaşmamızı engelleyerek aramıza zehirli bir hançer gibi giren İngiliz dil ve kültür emperyalizmi. Bu emperyal izler o boyuta gelmiştir ki bize Kuzey Kıbrıs İngiliz Cumhuriyeti deseniz yeridir. Öbürüyse Rum ve Yunan'a karşı dirençli durabilmek amacıyla içimize pompalanmış olan “kendimizi Türkiye'den ve Türkiye Türklüğünden bambaşka bir ulusmuş ve sizlerden de üstünmüşüz gibi görme eğilimine girmiş Kıbrıs çaplı mikro milliyetçilik.” Bunları bütün bütün anlatıp çözüm üretmek isteyenlere de hain dedik, bölücü dedik kendi içimizde. Bütün bunları örtbas edip gizledik. Gizlediğimizi sandık. Kendimizi avuttuk. Oysa ki bilen biliyordu. Türkiye'den sürekli akan 40 bin üniversite öğrencisi, 50 bin asker bir o kadar işçi, turist…

Bunların hepsi KKTC'nin iç yüzünü ve çarpık toplum yapımızı çok iyi biliyor ve çevresine anlatıyordu. Anlattıklarından kimi inanmıyor, kimi abartılı buluyor, kimiyse olup bitenleri bildiği halde vatan parçasıdır, deyip susuyor, bağrına taş basıyordu. Bütün bu çarpıklık ve yanlışlarımızı, yer yer de size karşı nankörlüklerimizi Kıbrıs'ın yerlisi bizden duyun istedik. “En kötü ihtimal nedir?” bilir misiniz kardeşlerimiz? KKTC'nin bir “kadavra” olmasıdır. Böyle olursa yapılacak otopsi sonuçları bir vatan nasıl bölünür, bir avuç Türk nasıl kendi soyuna düşman edilir, beyinleri nasıl sömürgeleştirilir, vatan savunmasında neler yapılmalıdır gibi soruların yanıtını içerecek ve şimdilik azlığa da düşsek bizim gibilerin yürekten ve içeriden, yalansız, riyasız, çıkarsız Anavatan dediğimiz siz Türkiye'ye de en acı bir ders olacaktır. Bizi satacaksanız biz sizin için kadavra olmaya hazırız. Buyurun satın. Ama şunu da unutmayın ki sattığınız bu vatan parçası içinde bizim gibileri de satmış olacaksınız.
Logged

Ağustos 02, 2007, 09:42:47 ÖS
fatih123_lincoln
Normal Üye
**

Karizma Gücü: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 53



« Yanıtla #1 : Ağustos 02, 2007, 09:42:47 ÖS »

hmm emeğine sağlık güzelmiş
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Rengli Theme By Burak & Forum
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.138 Saniyede 31 Sorgu ile Oluşturuldu